Çoğu zaman alışkanlıklarımızın farkında olmadan yaşıyoruz. Ta ki, yaşamak durumunda olduğumuz mekan ve koşullar bizi bu alışkanlıklarımızı gözden geçirmeye itene kadar.
Hepimizin alışmış olduğu bazı hayat standartları var; bu standartlar da gelir düzeyimiz, eğitim düzeyimiz, yaşadığımız şehir, aile yapımız, çalışma ortamımız gibi değişkenlerden kaynaklı oluşuyor.
Bir diğer deyişle, her bireyin farklı normları var, birimizi çok normal, sıradan, doğal gelen bir durum, diğerimize çok sıradışı gelebiliyor.
Örnek elbette kendi hayatımdan geliyor :)
Doğum yerim İstanbul. İlk pasaportum 5 yaşındayken çıkartılmış. 10 yaşındayken ailem İngilizce öğrenmem için beni İngiltere'ye, yatılı bir dil okuluna gönderdi. O yazdan sonra her yaz farklı okullara, aile yanında veya okul konaklamalı olarak gittim. Üniversiteyi ve yüksek lisans eğitimimi de İngiltere'de aldım. İki dil öğrendim.
Yaşım el verdiği andan itibaren staj yaptım, part-time çalıştım. Çocuk bakıcılığı da yaptım, STKlar da tercümanlık, ekonomi kanalında habercilik de yaptım.
İş gereği yabancı ülkelere tek başıma gidip, bilmediğim şehirlerde, daha önce kalmadığım otellerde kaldım.
Ailem hiçbir zaman "Nasıl olur?" veya "Acaba yapabilir misin?" demedi.
Görev gereği Türkiye'de de pek çok şehir dolaştım. Ayakları yere basan, kendine güvenen ve hayata karşı dimdik duran kadınlar tanıdım.
Bir de, şehrinden dışarı çıkmaya korkan genç kızlar.
Bunu şans olarak tanımlayacak olursak, bazılarımız daha şanslı diyebiliriz. Yine de şanslı olduğumuz için yaşadığımız ülkenin gerçeklerini görmezden gelemeyiz. Gelmemeliyiz demek daha doğru aslında.
İnsanın işi proje hazırlamak, yönetmek olunca, karşılaştığı tüm sorunlarda durumun nasıl projelendirilebileceğini, şartların nasıl iyileştirilebileceğini düşünüyor otomatik olarak. Hele bir de sistemin sunduğu, sunmaya hazır olduğu fırsatlardan haberdar olunca.
Ben de sanırım bunu biraz kendime görev edindim.
Kadınlarımızı güçlendirmek için, hayata karşı dimdik durabilmeleri, seçtikleri alanda kendilerini eğitebilmeleri, sonrasında başkalarına da yardım eli uzatabilmeleri için projeler üretiyorum.
Fikirlere, görüşlere, olası desteklere açığım. Görüşlerinizi beklerim.
23 Kasım 2013 Cumartesi
20 Kasım 2013 Çarşamba
Deyimlerden Taktikler
Türkçe'de öyle güzel deyimler var ki, her biri başlı başına birer hayat dersi aslında...
"Evdeki hesap çarşıya uymaz."
"Ayağını yorganına göre uzat."
"Damlaya damlaya göl olur."
"Sakla samanı, gelir zamanı."
Yukarıda geçen deyimlerin her birini iş hayatına kolaylıkla uyarlayabiliriz. Proje hazırlayanlar, yönetenler, projelerde görev yapanlar bunu çok iyi bilir. Bilmiyorlarsa da, deneyimleyerek öğrenirler.
"Evdeki hesap çarşıya uymaz."
Planı yaptın, çok güzel. Kağıt üzerinde herşey tıkır tıkır işleyecek. Paydaşların ile iletişimin zaten güçlü, dolayısıyla işbirliği yapma konusunda öngördüğün hiçbir sıkıntı yok. Çalışmalar resmi olarak başladığı anda bir anda sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Güvendiğin paydaşlar kendilerinden beklenen desteği vermiyor. İmzalanacağına kesin gözüyle baktığın karar, üzerinde değişiklik yapılarak bambaşka bir içerikle dayatılıyor.
"Ayağını yorganına göre uzat."
Bir eğitim sırasında, yetkili kurum temsilcisi şöyle bir cümle kurmuştu: "Proje bütçesini kendi maaşınız gibi harcayın."
Bence çok yanlış... Çoğumuz maaş gününü iple çekiyoruz çünkü kredi kartı ekstresi, ev kirası, aileye destek fonu derken zaten aybaşında hesaba yatan para, çoğu zaman ay ortasını görmüyor.
Proje bütçesini cimri, pinti, cebinde akrep olan biri gibi harcamak lazım. Böylece, öngörülemeyen harcamalar çıktığında, bütçedeki bazı kalemler beklenenin üzerinde olduğunda "kırmızı alarm" sirenleri duyulmasın.
"Damlaya damlaya göl olur."
Bu deyim iş hayatında en güzel şu sözle kardeşlik yapıyor bence; "Bugünün işini yarına bırakma."
Evet, yine planlı, programlı olmaktan söz ediyorum. Tembellik bir virüs gibi, sabah alarm çaldığında erteleme alışkanlığı, bir bakmışsınız yazacağınız raporları ertelemeye dönüşmüş. Sonrasında ne oluyor? Uykusuz geceler, yüksek doz kafein tüketimi, yolunan saçlar.... İyisi mi damlamasına izin vermeden, paçaları sıvayıp göle girmek zorunda kalmadan, her işi zamanında yapmalı.
"Sakla samanı, gelir zamanı."
Bence bu deyim bilgi dağarcığımız ile alakalı. Günlük aktivitelerimiz sırasında bazen bize gereksiz gibi görünen pek çok bilgi giriyor kulaklardan içeri. Bu bilgileri düzgün şekilde, beyindeki çekmecelerimize yerleştirebilmek lazım ki, zamanı geldiğinde o çekmeceyi açıp, bilgimizi kullanıma hazır hale getirebilelim.
Ortaokul zamanında tanıdığım, çok sevdiğim bir öğretmenimden öğrendiğim bir şey bu; beynimizde çekmeceler var ve öğrendiğimiz herşey o çekmecelerde. Biz bu çekmeceleri düzenli, derli toplu tutarsak, ihtiyaç duyduğumuzda aradığımızı kolaylıkla bulabiliriz.
Türkçe'de öyle güzel deyimler var ki, her biri başlı başına birer hayat dersi aslında...
Deyimleri yorumlayarak geliştirelecek bu tür taktikler, hem iş hayatında, hem de özel yaşamda zorlukları öngörebilme, alternatif çözümler üretebilme, gereksiz yorgunluklar yaşamadan etkin çalışabilme yöntemleri oluşturmada muhakkak ki önemli rol oynuyor.
18 Kasım 2013 Pazartesi
Freelance hayat, oh ne rahat! - mı?
Freelance çalışmak çok moda. Gitgide daha çok birey, hayatında direksiyonu eline almaya karar veriyor ve serbest çalışıyor.
Teoride kulağa çok cazip gelse de, aslında Türkiye'de freelance çalışmak ve bunu kabul ettirmek o kadar da kolay değil. Toplum olarak alışmış olduğumuz, beynimizin karanlık köşelerine kazılı bir yaşam planı var:
- Okula gidilecek (sabahçı, öğlenci veya 8-5),
- Okul bitince üniversiteye gidilecek (mümkünse aile ile aynı şehirde, değilse olabildiğince yakın bir mesafede),
- Mezun olduktan sonra uygun maaşlı bir iş bulup çalışılacak.Yükselmek için sebat edilecek, göz yükseklerde olmayacak.
Bu 3 basamaklı yaşam planı bizleri daha küçük yaştan alıştırıyor bize dayatılan saatlere göre hareket etmeye ve maaşımızı garantiye almaya.
Bir diğer deyişle, risk almamaya alıştırılıyoruz.
Risk aldığımız zaman da esas en çok sevinmesi ve desteklemesi gereken kişilerin - ailemizin - kaşlarının havada olduğunu, sert bakışlarıyla can yaktıklarını görüyoruz.
Oysa hayat risk almaktır. Elbette düşüncesizce, plansızca risk almaktan bahsetmiyorum ama her birey kendi yolunu çizmek, çoğunluğun yürüdüğü anayoldan ayrılıp, patikalarda dolaşıp, keşif yapmak hakkına sahiptir.
Üstelik, freelance çalışmanın kişiye sunduğu hayat kalitesini arttırıcı avantajlar da bu riski almaya değer kılar:
- Kendi programını oluşturma özgürlüğü
- Dilediğin yerden çalışabilme özgürlüğü
- Sosyal aktivitelere zaman ayırabilme özgürlüğü
Ve en önemlisi, kendi ayakların üzerinde durabilmenin getirdiği ÖZGÜVEN.
Tüm bunlar için risk almaya değer...
15 Kasım 2013 Cuma
Esneme Payınız Var mı?

Planlı yaşamayı karakterimin bir parçası haline getirmiş bir insan olarak, esneme payının önemini bir hayli iyi biliyorum. Hayatımda planlı olmak o kadar önemli ki, her yıl yeni bir ajanda edindiğimde günler birkaç hafta içerisinde doluyor.
Ocak ayından Nisan'ın kaçında nerede, ne yapmam gerektiğini biliyor olmak kafamı rahatlattığı gibi, açıkçası çok da mutlu ediyor.
Peki ya aniden bir değişiklik olması gerektiğinde ne yapıyorum?
Saçımı başımı yolarak, sağdan sola koşturduğumu düşünüyorsanız çok yanıldınız.

Hayatımda esneme payı var.
Planımı önceden yapmış olduğum için, iki ayağım bir pabuca girmiyor. Hemen bir B planı oluşturarak, programımda gerekli güncellemeyi yapabiliyorum. (Plansız insanlarla yaşadığınızda B planı hayat kurtarabiliyor!)
Her sabah 8'de evden çıkıp, 9'da masabaşında olup, öğlen yarım saat yemek molasından sonra akşam 6'ya kadar çalışanlar için esneklik ne kadar önemliyse, serbest çalışan, çalışma saatini kendi belirleyenler için de bir o kadar önemli.
O yüzden, küçük bir tavsiye:
Planlı Yaşayın & Hayatınızı Siz Yönlendirin.
13 Kasım 2013 Çarşamba
Sana benzemeyenle birlikte çalışmak. Kolay mı?
Çalışma kültürü insanın genel yapısı ile çoğu zaman doğru orantılıdır. Kişisel hayatında buluşmalara geç kalan birinden, iş toplantılarına vaktinde - hatta vaktinden önce) gelmesini beklemek, hayalkırıklığı yaratabilir. Ya da, kendi bildiğinden şaşmayan, çevresindeki kişilerin fikirlerini duymaya dahi tahammülü olmayan birinden hakkında sevgiyle söz edilen bir lider olmasını beklemek de biraz saflık olur.
Yine de karakteri, huyları, çalışma alışkanlıkları birbirinden farklı olan insanlar iş dünyasında yeri gelir birlikte çalışmak durumunda kalır. Çalışacakları ekibi kendi belirleme yetkisi olmadığında insan kendini farklı diller konuşan bir grubun içinde bulabilir.
O zaman ne yapmalı?
Böyle durumlar da çaresizce bir köşeye oturup, yapacağın işten de, çalışmaktan da soğumak kesinlikle çözüm değil.
Peki nedir çözüm?
Yine de karakteri, huyları, çalışma alışkanlıkları birbirinden farklı olan insanlar iş dünyasında yeri gelir birlikte çalışmak durumunda kalır. Çalışacakları ekibi kendi belirleme yetkisi olmadığında insan kendini farklı diller konuşan bir grubun içinde bulabilir.
O zaman ne yapmalı?
Böyle durumlar da çaresizce bir köşeye oturup, yapacağın işten de, çalışmaktan da soğumak kesinlikle çözüm değil.
Peki nedir çözüm?
Şirketler kendilerini değerlendirmek için nasıl SWOT analizi yapıyorlarsa, benzer analizlerde farklı yeteneklerden, alışkanlıklardan, karakterlerden gelmekte olan kişilerin birlikte çalışması gereken durumlarda uygulanabilir.
Her ne kadar yurdum insanı övülmeye hayran, eleştirilmeye düşman olsa da, ekip çalışmalarında maksimum fayda elde etmek için bireylerin güçlü ve zayıf yanlarını doğru analiz etmek, kendilerine verilecek görev kapsamında doğabilecek fırsatları ve tehlikeleri öngörebilmek tüm paydaşların lehine olacaktır.
11 Kasım 2013 Pazartesi
TEN-T Projesini Biraz Değerlendirelim mi?
Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tamamının raylı sistem, karayolları, içsular ve denizyolu ile birbirine bağlı olduğunu düşünelim. Gözümüzde 28 ülkeyi içeren, ülkelerin içinde ve birbirleriyle aralarında ulaşım modellerini birleştiren bir harita canlansın.
Tıpkı aşağıdaki harita gibi.
Ticari ilişkilerde satın aldığınız ürünün istediğiniz noktaya en hızlı, ama aynı zamanda en karlı, ulaştırma yöntemiyle ulaşmasını istersiniz. Lakin, ulaşım yolları arasında bağlantı yoksa, uzak mesafeler ile ekonomik ilişkiler kurmak maddi olarak yıpratıcı olabilir.
Avrupa Birliği bu konuda bir dizi çözüm öneriyor, ve bu çözümleri önerirken çevreyi, istihdamı ve geleceği planlıyor. Nasıl mı?
Limanlar demiryollarına, demiryolları içsulara, içsular da hedefe en yakın noktaya bağlanıyor. Böylece çeşitli ulaştırma yöntemleri kullanılarak, hem karayollarından yük azaltılmış oluyor, hem de ulaşımda çeşitlilik olduğu yeniden hatırlatılıyor.
Haritada da görebildiğiniz gibi, çalışmalar Türkiye sınırına kadar geliyor. AB ülkelerinin önde gelen ticari ortakları arasında yer alan Türkiye kendi ulaştırma ağlarını da benzer şekilde birbirine bağlıyor mu? Gemilerle limanlara gelen ürünler, trenyollarına kolaylıkla ulaştırılarak, karayolu trafiğini asgari kullanımda tutarak hedefe ulaştırılabiliyor mu?
AB üyeliği sürecinde Türkiye`nin uyum sağlaması beklenen, zaman zaman dayatılan bazı başlıklar oluyor. Lakin, bazı ilerlemelerin AB üyeliği için değil, küresel rekabette ayakta kalabilmek, pazarda yerini koruyabilmek ve hatta ilerletebilmek için gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Limanlarımızın altyapılarının güçlendirilmesi, karayolu yerine raylı sistem ve içsular ile ulaşımın tercih edilerek çevreye verilen zararın en aza indirgenmesi gibi.
5 Kasım 2013 Salı
Avrupa Birliği ve Denizcilik Politikaları
Deniz ulaştırma, balıkçılık, deniz turizmi, gemi inşa ve çevre gibi
başlıklar yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmekle kalmaz, toplumları
ilgilendiren küresel konular olarak gündemde yer alır.
Hırvatistan`ın
da katılımıyla artık 28 ülkeden oluşan Avrupa Birliği`nin en önem
verdiği konu başlıkları arasında denizciliğin yer alıyor olması bu
açıdan bakıldığında çok normal. Ulaştırma, çevre, altyapı ve istihdam
gibi çeşitli politika başlıkları ile entegre ederek, denizcilik alanında
hedeflerini belirleyen, yatırım planlayan ve harekete geçen bir Avrupa
Birliği ile karşı karşıyayız.
AB üyeliği
sürecinde uyum paketleri vasıtasıyla yasalarını AB yasaları ile uyumlu
hale getirme zorunluluğu olan ülkemizin AB üyesi ülkeler ile arasındaki
yoğun ticaret hacmi de düşünülecek olursa, Brüksel`de alınan kararlar
Türk denizcilik sektörünü de yakından ilgilendiriyor.
Ulaştırma
alanında yüklerin karayollarından denizyoluna yönlendirilmesi, 2020
hedefleri doğrultusunda emisyon azaltma planları,
denizyolu-trenyolu-karayolu bağlantılarını güçlendirme çalışmaları,
sürdürülebilir balıkçılık için ülkelerarası işbirlikleri, denizcilik
sektörüne kalifiye işgücü sağlama amaçlı istihdam programları bahsekonu
politikalardan yalnızca birkaçı.
Kasım ayından
itibaren bu köşede Avrupa Birliği`nde denizciliği ilgilendiren
politikaları, alınan kararları, yürütülmekte olan programları
inceleyerek, AB üyelik sürecinde faydası olacağını düşündüğümüz bu
bilgileri MarinLife okuyucuları ile paylaşıyor olacağız.
Etiketler:
AB,
deniz,
denizcilik,
politika,
ulaştırma
Yer:
İstanbul, Türkiye
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





