"Her koyun kendi bacağından asılır!"
Hadi bakalım, nerede empati? Hani sempati?
Küreselleşen dünyada gitgide daha çok bireyselleşen hayatlar yaşıyoruz. Başkalarının sorunları hiç önemli değil bizim için. Varsa yoksa kendi derdimiz, tasamız. Bu sebepten ötürü de başkalarına karşı müsamaha göstermeye pek niyetimiz olmuyor.
Nefes almaya başladığımız andan itibaren bir sorunlar silsilesinin içinde buluyoruz kendimizi. Bu gayet normal zira hepimiz kendi başımıza bir yaşam kavgasının içerisindeyiz. Lakin, unutmamamız gereken bir husus var; hiçbirimiz yalnız yaşamıyoruz. Ailemiz var, birlikte okula gittiğimiz arkadaşlarımız, çalışma hayatından tanışlarımız, hayatın bir noktasında bağlı olduğumuz insanlar var.
Ve pek tabii, onların da sorunları var.
Peki, herkes kendi derdine yoğunlaşır da, başkalarının sorunlarını önemsemez, hiçe sayarsa ne olur? Yardımlaşma, dayanışma gibi önemli değerlerimizi yitirmenin yanı sıra çözüm üretme becerimizi de zamanla kaybetmez miyiz?
Ne kadar yoğun bir tempoda yaşıyor olursak olalım, ara sıra durup etrafa bakmak lazım. Kendini başkalarının yerine koyup, onları anlamaya çalışmak lazım.
Kendimize gösterdiğimiz hoşgörü, tolerans ve sabrı başkalarına da gösterebiliyor olmalıyız. Yüz çevirmek yerine, sempati ile yaklaştığımızda kayıpları kazanca da çevirebiliriz.
O yüzden minik bir tavsiye: "Ben" merkezli olmaktan, insan merkezli olmaya minik adımlarla geçiş yapma zamanı. Zira ancak bu şekilde bireysellikten kurtulup, sosyal varlıklar olabiliriz.
25 Şubat 2014 Salı
18 Şubat 2014 Salı
Seçenekler arasında yenilgi yok.
Hayatta insanlar için geri dönüşü olmayan tek bir deneyim vardır.
Kalp artık atmayı bıraktığında, gözler ebediyen kapandığında, beden tahta bir kutunun içinde toprakla buluştuğunda.
İşte, bir tek ölümden geri dönüş yoktur.
Ölüm dışında herşeyin çaresi olduğu öğretilir bize. Yine de, yaşam boyu zorluklarla karşılaştığımızda, çoğu zaman çaresi yok zannederiz. Düştüğümüz zamanlarda yeniden ayağa kalkabileceğimize inanmamız çok zor olur.
Halbuki, ölüm dışında hiçbir deneyim filmin sonu değildir. Tam tersine, yeni başlangıçların çizgisidir zorluklar.
Kalbiniz ilk kırıldığında, bir daha kimseyi sevemeyeceğinize inanırsınız. Zamanla yeniden seversiniz, belki yeniden kırılırsınız ama vazgeçmezsiniz.
Gittiğiniz her iş görüşmesinden olumsuz yanıt aldığınız günler yaşıyorsunuz diye, hiçbir zaman dünyanın sonu gelmez. İş aramaya devam edersiniz. Doğru zamanda, doğru yerde olduğunuzda önceki hayalkırıklıklarınızı silip atan fırsatlar sunar size hayat.
Fiziksel engellerine rağmen sportif faaliyetlere katılan, olimpiyatlarda yarışan insanlara bir bakın. Onlar her sabah yataklarından kalkmak için bile çaba sarf ediyor ve başarılar elde ediyor ise hiçbir insanın kendini çaresiz, umutsuz, çözülmeyecek sorunlar içerisinde görme lüksü yoktur aslında.
Güzel günlere giden yolu yalnızca hayata karşı dimdik duranlar yürüyebilir.
P.S: Bu yazının fikrinin oluşmasında katkı sağlayan Sayın hocam Dr. Ali Osman TAŞLICA'ya enerji dolu, ilham kaynağı paylaşımları için teşekkür ederim.
Etiketler:
azim,
başarı,
çaresizlik,
deneyim,
dimdik durmak,
engel,
hayalkırıklığı,
hayat,
ölüm,
özgüven,
yenilgi,
zorluk
12 Şubat 2014 Çarşamba
Fark et, hareket et!
Toplum içerisinde birey tek başına var olamaz. İnsanın sosyal bir varlık olmasından kaynaklanan bazı ihtiyaçları vardır. Bunların başında da başkaları tarafından fark edilmek ve onaylanmak yer alır. Zira, başkaları sizi fark etmiyorsa, varlığınızı kanıtlayamazsınız.
Dünyada 7 milyardan fazla insan var. Türkiye'nin nüfusu ise 2012 yılı sayımlarına göre 74 milyon'un üzerinde. Yalnızca İstanbul'da yaklaşık 14 milyon insan yaşıyor.

14 milyon insan arasında herkesin şahsi gündemleri, sorunları, beklentileri olduğu bir düzende, beni fark etmelerini nasıl sağlarım?
Fark edilmek istiyorsan, farklı olmalısın. Nedir seni özel kılan?
Hangi sektörde çalıştığınız hiç önemli değil, mutlaka sizinle aynı işi yapan başka insanlar var. Bazıları daha iyi, bazıları daha kötü yapıyor işlerini. Nihayetinde aynı işi yapıyor olsanız da, bazıları daha çok kazanırken, bazıları daha az kazanıyor sizden.
Sistemde farklı olduğunuzu kanıtlamak, fark edilmek ve tercih edilmek için, ilk olarak kendinizi çok iyi tanımanız gerekiyor.
Şirketler nasıl SWOT analizi yapıyorsa, aynı sistemi kendi üzerinizde de uygulayarak, yürüdüğünüz yolu aydınlatmayı, yaşamınızı güzelleştirmeyi başarabilirsiniz.
Şimdi, bir kağıt, bir kaleme ihtiyacınız var. (Maliyetler gayet düşük!)
Güçlü yanlarınızı listeleyin, dürüstçe!
Zayıf yanlarınızı listeleyin, acımasızca!
Elinizdeki fırsatları sıralayın, objektif olarak!
Karşılaşabileceğiniz tehlikeleri öngörün, realist bir şekilde!
Kağıda tüm özelliklerinizi döküp, içinde bulunduğunuz durumun artı ve eksilerini gördüğünüzde, değerlendirme aşaması başlıyor.
Sizi siz yapan özellikleriniz, sahip olduğunuz imkanlar ve karşılaşabileceğiniz riskleri değerlendirirken, insanların 'neden' sizinle çalışmak isteyip istemeyeceklerini de görmeye başlayacaksınız.
Hepimizin düzeltmesi gereken bazı özellikleri mutlaka var, zira hiç birimiz mükemmel değiliz. Lakin, kendimizi doğru tanırsak ve değişime&gelişime açık olursak, hayatta engel olarak gördüğümüz herşeyi teker teker ortadan kaldırabilecek güce sahip oluruz.
Dünyada 7 milyardan fazla insan var. Türkiye'nin nüfusu ise 2012 yılı sayımlarına göre 74 milyon'un üzerinde. Yalnızca İstanbul'da yaklaşık 14 milyon insan yaşıyor.

14 milyon insan arasında herkesin şahsi gündemleri, sorunları, beklentileri olduğu bir düzende, beni fark etmelerini nasıl sağlarım?
Fark edilmek istiyorsan, farklı olmalısın. Nedir seni özel kılan?
Hangi sektörde çalıştığınız hiç önemli değil, mutlaka sizinle aynı işi yapan başka insanlar var. Bazıları daha iyi, bazıları daha kötü yapıyor işlerini. Nihayetinde aynı işi yapıyor olsanız da, bazıları daha çok kazanırken, bazıları daha az kazanıyor sizden.
Sistemde farklı olduğunuzu kanıtlamak, fark edilmek ve tercih edilmek için, ilk olarak kendinizi çok iyi tanımanız gerekiyor.
Şirketler nasıl SWOT analizi yapıyorsa, aynı sistemi kendi üzerinizde de uygulayarak, yürüdüğünüz yolu aydınlatmayı, yaşamınızı güzelleştirmeyi başarabilirsiniz.
Şimdi, bir kağıt, bir kaleme ihtiyacınız var. (Maliyetler gayet düşük!)
Güçlü yanlarınızı listeleyin, dürüstçe!
Zayıf yanlarınızı listeleyin, acımasızca!
Elinizdeki fırsatları sıralayın, objektif olarak!
Karşılaşabileceğiniz tehlikeleri öngörün, realist bir şekilde!
Kağıda tüm özelliklerinizi döküp, içinde bulunduğunuz durumun artı ve eksilerini gördüğünüzde, değerlendirme aşaması başlıyor.
Sizi siz yapan özellikleriniz, sahip olduğunuz imkanlar ve karşılaşabileceğiniz riskleri değerlendirirken, insanların 'neden' sizinle çalışmak isteyip istemeyeceklerini de görmeye başlayacaksınız.
Hepimizin düzeltmesi gereken bazı özellikleri mutlaka var, zira hiç birimiz mükemmel değiliz. Lakin, kendimizi doğru tanırsak ve değişime&gelişime açık olursak, hayatta engel olarak gördüğümüz herşeyi teker teker ortadan kaldırabilecek güce sahip oluruz.
4 Şubat 2014 Salı
İnatçı keçi köprüyü geçer mi?
İki keçi köprüde karşılaşır. Keçilerde inat genetik ne de olsa, ikisi de diğerine yol vermek istemez zira kendince yol onun hakkıdır ve diğer keçinin geri giderek önünü açması gerekmektedir.
İkisinden biri geri adım atmadığı sürece de aynı noktada takılıp kalırlar. Ortam gerginleşir, ilerleme gerçekleşmez ve hatta iki keçi arasında çözülmesi imkansız sorunlar silsilesi başlar.
İnsanların da keçilerden bu noktada pek bir farkı yok sanki. Sırf inadı yüzünden kendine de, çevresine de zarar veren insanlar ile hepimiz tanışmışızdır. Uzlaşmaya sıcak bakmazlar. Varsa yoksa kendi bildiklerini yapmak-yaptırmaktır onlar için amaç.
Halbuki bazen geri adım atmak, hayata burnumuzun dikinden değil de, daha geniş açıdan bakmak gerekir.
Başlıktaki sorunun cevabı aslında biraz geri adım atmakla, uzlaşma yolu aramakla bağlantılı. Keçilerden biri diğerinden daha sağduyulu, daha mantıklı çıktığı takdirde, o köprü geçilir. Lakin, geri çekilen keçiyi yendiğini zanneden, aslında kaybedenin kendisi olduğunun farkına varmaz.
Artık pek çok hukuki konunun bile arabuluculuk yoluyla çözüldüğü, kişi ve kurumların ortayol bulmaya teşvik edildiği bir dönemde yaşıyoruz. İnatlaşarak zaman kaybetmek, yorulmak ve olumsuz duygularla yüklenmek yerine, biraz daha yapıcı çözümlere yönelmek daha akılcı değil mi?
İkisinden biri geri adım atmadığı sürece de aynı noktada takılıp kalırlar. Ortam gerginleşir, ilerleme gerçekleşmez ve hatta iki keçi arasında çözülmesi imkansız sorunlar silsilesi başlar.
İnsanların da keçilerden bu noktada pek bir farkı yok sanki. Sırf inadı yüzünden kendine de, çevresine de zarar veren insanlar ile hepimiz tanışmışızdır. Uzlaşmaya sıcak bakmazlar. Varsa yoksa kendi bildiklerini yapmak-yaptırmaktır onlar için amaç.
Halbuki bazen geri adım atmak, hayata burnumuzun dikinden değil de, daha geniş açıdan bakmak gerekir.
Başlıktaki sorunun cevabı aslında biraz geri adım atmakla, uzlaşma yolu aramakla bağlantılı. Keçilerden biri diğerinden daha sağduyulu, daha mantıklı çıktığı takdirde, o köprü geçilir. Lakin, geri çekilen keçiyi yendiğini zanneden, aslında kaybedenin kendisi olduğunun farkına varmaz.
Artık pek çok hukuki konunun bile arabuluculuk yoluyla çözüldüğü, kişi ve kurumların ortayol bulmaya teşvik edildiği bir dönemde yaşıyoruz. İnatlaşarak zaman kaybetmek, yorulmak ve olumsuz duygularla yüklenmek yerine, biraz daha yapıcı çözümlere yönelmek daha akılcı değil mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




