Türkçe'de öyle güzel deyimler var ki, her biri başlı başına birer hayat dersi aslında...
"Evdeki hesap çarşıya uymaz."
"Ayağını yorganına göre uzat."
"Damlaya damlaya göl olur."
"Sakla samanı, gelir zamanı."
Yukarıda geçen deyimlerin her birini iş hayatına kolaylıkla uyarlayabiliriz. Proje hazırlayanlar, yönetenler, projelerde görev yapanlar bunu çok iyi bilir. Bilmiyorlarsa da, deneyimleyerek öğrenirler.
"Evdeki hesap çarşıya uymaz."
Planı yaptın, çok güzel. Kağıt üzerinde herşey tıkır tıkır işleyecek. Paydaşların ile iletişimin zaten güçlü, dolayısıyla işbirliği yapma konusunda öngördüğün hiçbir sıkıntı yok. Çalışmalar resmi olarak başladığı anda bir anda sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Güvendiğin paydaşlar kendilerinden beklenen desteği vermiyor. İmzalanacağına kesin gözüyle baktığın karar, üzerinde değişiklik yapılarak bambaşka bir içerikle dayatılıyor.
"Ayağını yorganına göre uzat."
Bir eğitim sırasında, yetkili kurum temsilcisi şöyle bir cümle kurmuştu: "Proje bütçesini kendi maaşınız gibi harcayın."
Bence çok yanlış... Çoğumuz maaş gününü iple çekiyoruz çünkü kredi kartı ekstresi, ev kirası, aileye destek fonu derken zaten aybaşında hesaba yatan para, çoğu zaman ay ortasını görmüyor.
Proje bütçesini cimri, pinti, cebinde akrep olan biri gibi harcamak lazım. Böylece, öngörülemeyen harcamalar çıktığında, bütçedeki bazı kalemler beklenenin üzerinde olduğunda "kırmızı alarm" sirenleri duyulmasın.
"Damlaya damlaya göl olur."
Bu deyim iş hayatında en güzel şu sözle kardeşlik yapıyor bence; "Bugünün işini yarına bırakma."
Evet, yine planlı, programlı olmaktan söz ediyorum. Tembellik bir virüs gibi, sabah alarm çaldığında erteleme alışkanlığı, bir bakmışsınız yazacağınız raporları ertelemeye dönüşmüş. Sonrasında ne oluyor? Uykusuz geceler, yüksek doz kafein tüketimi, yolunan saçlar.... İyisi mi damlamasına izin vermeden, paçaları sıvayıp göle girmek zorunda kalmadan, her işi zamanında yapmalı.
"Sakla samanı, gelir zamanı."
Bence bu deyim bilgi dağarcığımız ile alakalı. Günlük aktivitelerimiz sırasında bazen bize gereksiz gibi görünen pek çok bilgi giriyor kulaklardan içeri. Bu bilgileri düzgün şekilde, beyindeki çekmecelerimize yerleştirebilmek lazım ki, zamanı geldiğinde o çekmeceyi açıp, bilgimizi kullanıma hazır hale getirebilelim.
Ortaokul zamanında tanıdığım, çok sevdiğim bir öğretmenimden öğrendiğim bir şey bu; beynimizde çekmeceler var ve öğrendiğimiz herşey o çekmecelerde. Biz bu çekmeceleri düzenli, derli toplu tutarsak, ihtiyaç duyduğumuzda aradığımızı kolaylıkla bulabiliriz.
Türkçe'de öyle güzel deyimler var ki, her biri başlı başına birer hayat dersi aslında...
Deyimleri yorumlayarak geliştirelecek bu tür taktikler, hem iş hayatında, hem de özel yaşamda zorlukları öngörebilme, alternatif çözümler üretebilme, gereksiz yorgunluklar yaşamadan etkin çalışabilme yöntemleri oluşturmada muhakkak ki önemli rol oynuyor.

Sayın Hande Hanım, bu güzel bloğunuza bir Deyim de ben eklemek istedim.
YanıtlaSil"Herkes Kaşık yapar ama Sapını ortaya getiremez."
Bir işi yaparım veya biliyorum ve hatta bende iyi yapan olmaz dememek lazım. Çünkü yapılan yöntem size göre iyi ve yeterli olabilir ancak kişi kendi yaptığını olumsuz eleştirmez. Ancak yapılan iş başkaları tarafından değer görür ve sürekli talep edilirse o zaman başarılı sayılmalıdır. Bunun için ise yapılan işin arkasında dersine iyi çalışmış olmak, argümanlı olmak ve birden çok permutasyon ile olayları değerlendirmek gerek. Ancak o zaman tam anlamı ile iyi bir iş ortaya konmuş olacaktır.
Bu gerçekten her sektörde karşılaşılan bir sorun, değil mi? "Yaparız, ederiz" demek kolay fakat bir konunun altına adını yazacağın zaman, yapabileceğine gerçekten inanıyor olmalısın. O da ancak sürekli kendini geliştirmekle gerçekleşebilir.
YanıtlaSilAklıma başka bir deyiş getirdi: "Kimse yoğurdum ekşi demez."