Uzun zamandır ihmal ettiğim gözlerim artık kendilerine ilgi-alaka göstermem gerektiğinin sinyalini veriyordu, dolayısıyla ben de eve en yakın göz hastanesinden randevu alarak, saat 11:30 randevusunda hazır asker modunda beklemeye geçtim.
İlk muayene yapıldıktan sonra, gözüme damla damlatılacağını, sonrasında tekrar muayene edileceğini öğrendim. Damlanın gözüme değmesi ile birlikte oluşan yanma hissi pek tarif edilebilir değil açıkçası. 10 dakika sonra damla tekrarlandı. Elbette yanma da tekrarlandı.
Damlanın etkisi ile ilk önce uzaktaki nesneler-yazılar-varlıklar belirsizleşmeye başladı. 'Sorun değil' dedim kendi kendime, 'önümü görebiliyorum ve telefonumun ekranını görebiliyorum.'
Görüş yetim gitgide azalırken, bir alt kata inmem gerektiğini, sonra tekrar aynı kata çıkıp doktorun odasına gidebileceğimi öğrendim. Zaten dönerek inen merdivenlerin tırabzanlarını ne kadar sıkı tuttuğumu hayal edebilirsiniz sanırım.
Başarıyla aynı kata döndüm, muayene sürecini tamamladım, reçetemi doktor bana uzattı. Ve elbette ben kağıdın üzerinde ne yazdığını görmüyordum. 'Rica etsem söyler misiniz, ne yazıyor elinizdeki kağıtta?' demem gerekti camları kaç numara yaptırmak gerektiğini ve artık hayatımda astigmat olduğunu öğrenmem için.'Görüşüm ne zaman düzelecek?' sorusunun cevabı ise '2-3 saate kadar' oldu.
Uzakta veya yakında olması fark etmeksizin, objeler yabancılaşmıştı, insanların yüzleri ise mümkün değil seçilmiyordu. Kolumdaki saate baktığımda sadece ışık hüzmesi görüyordum, insanlar ise sıvılaşması muhtemel varlık formlarıydı.
Binadan çıktım.
Bulunduğum yeri gayet iyi tanıyor olmanın rahatlığı ve eve yürüyerek gideceğim için şanslı olduğum düşüncesi ile yavaşça yürümeye başladım. Saat 1'e geliyordu ve annem ile eşim muhtemelen beni merak etmişti. Onları arayıp, eve gidiyor olduğumu haber vermeliydim. Lakin telefonun ekranı benim için kapkaranlık bir dünyaydı.
Karşıdan bana doğru yürümekte olan bir amcaya seslendim; 'Pardon, yardımcı olur musunuz?'Düşünsenize, gayet spor giyimli, gözünde güneş gözlüklü bir kadın size cep telefonunu uzatarak 'bu ekranda şimdi ışık var mı? Ne görünüyor?' diye sorsa, ne tepki verirsiniz acaba!!
Akıllı telefonların görme engelliler için yapılmış olanları var mı acaba diye düşündüm, çünkü bu haliyle kullanılması mümkün değildi.
20 dakikalık bir yürüyüşün ardından eve geldiğimde güvenli bölgede olduğumu bilmenin huzurunu hissettim.
Sorular ve üzüntüler dolaşmaya başladı zihnimde. İstanbul görme engelliler için hiç de uygun bir şehir değil. Bir görme engellinin tek başına şehir içinde seyahat etmesi, kaldırımda yürürken bile güvende olmayacağı için, ulaşım ile ateş çemberinin içinden geçmek veya kafanı aslanın ağzına sokmak, ya da incecik bir ipin üzerinde hiçbir şeye tutunmadan dengede yürümek ile eş değer.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder