22 Aralık 2014 Pazartesi

Avrupa Kafasıyla Türkiye'de İş Yapmak...

Gerçekten zordur!

Eğer iş hayatı ile ilgili ilk deneyimlerinizi Avrupa'da edinmişseniz, ardından da kendinizi Türkiye'de bulmuşsanız, aradan kaç yıl geçerse geçsin bu ülkede var olan sistemsizlik sistemine uyum sağlamanız imkansıza yakındır.

İş hayatı ile özel hayat birbiri ile entegredir aslında. Özel hayatınızda dürüst bir insan olup da, iş hayatında sahtekar olabilmek için ciddi kişilik bozukluklarınızın olması gerekir. Bir insan kendini dürüst olarak görüyorsa, hayatın her alanında bu özelliğini sergiliyor olması gerekir.

Lakin, hangi ülkede olursanız olun, iş dünyası yüzünüze gülerken arkanızda hançerle bekleyen, kan kokusu aldığında sakince yaklaşarak 'av' olmanız için gerekli 'yardım'ı gösteren insanlarla doludur.

Hikayemiz şöyle: Siz kartlarınızı masaya koyar, gayet açık ve net bir şekilde durumu izah edersiniz. Çalışma alanınız her ne ise, işlerin doğru ve fayda yaratacak şekilde yapılabilmesi için uyulması gereken kurallar vardır ve siz bu kurallardan haberdar olduğunuz gibi, karşı tarafı da bilgilendirirsiniz. Şimdi gerçekleşmesi gereken, karar verme ve harekete geçme sürecidir. Bu süreç nedense hiç bir defasında olması gerektiği zaman diliminde gerçekleşmez. Kurallar bükülmeye çalışılır, sağladığınız bilgiler karşı tarafın zihnine bir türlü erişmez zira karşınızdaki sadece kendi çıkarının peşinde olduğundan büyük resmi görmekten başarıyla kaçınmaktadır.

Yeni yıla girerken, sadece eski yılı değil, eski yılları gözden geçirdiğimde, Türkiye'deki öğrenme deneyimimin ne tür zorluklarla dolu olduğunu bir kez daha hatırladım. 2008 yılında döndüğümden beri, İngiliz kafasıyla, sistemli, kurallı, planlı çalışmak için çaba sarf ediyorum. Elbette tek başıma çalışmadığım, farklı alanlardan/kurumlardan insanların ihtiyaçlarına göre proje ürettiğim için işlerin son dakikaya kalması, proje son halini aldıktan sonra alakasız değişiklikler istenmesi, üzerinde defalarca konuşulan konular sanki hiç konuşulmamış gibi davranılması gereğinden fazla karşılaştığım durumlar.

Nedense her konuda bir arka kapı arayan, kendisine yardımcı olmaya çalışan kişileri bile oyuna getirmeye çalışan insanlarla muhattap olmak zorunda kaldığınızda, bu davranışların ardındaki mantığı sorguluyorsunuz - ki ben bu davranışların kayıptan başka bir şeye yol açmadığının farkındayım.

Eğitim, teknoloji, ulaştırma, gıda, spor gibi birbirinden farklı alanda kurumların maddi desteklerden faydalanarak hem kendilerini geliştirmeleri, hem de minimum harcama ile maksimum kazanç elde etmeleri için destek sunarken, Türkiye'deki kafa yapısının hızla olumlu yönde değişmesi gerektiğine inanıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder