Uzun zaman
önce seyretmiş olduğum ama içeriğini unuttuğum bir filmi yeniden izledim:
Unbreakable
Filmin geri kalanı
boyunca, kafayı süper kahramanların gerçek hayattaki yansımalarına takmış olan,
çizgi roman kolleksiyoneri Samuel, Bruce'un özel güçleri olduğuna ikna olması
için elinden geleni yapıyor - öğreniyoruz ki adam haklı, Bruce su yutmadığı
sürece zarar görmeyecek kadar güçlü. Su yutunca boğuluyor, ölüm ile burun
buruna geliyor.
Son sahnede,
artık Bruce güçlerini fark etmiş, kimliğini kabul etmiş, Samuel'a teşekkür
ediyor. Artık mutsuz değil, hayatta bir amacı olduğuna inanıyor. O ana kadar
masumiyet melekesi görünümünde olan Samuel'ın Bruce'u bulabilmek için uçağı
hava uçurduğunu, oteli yaktığını ve hatta treni raydan çıkarttığını
öğreniyoruz.
Filmin
kapanışı bence şu cümle 'her kahramanın bir baş düşmanı vardır ve kahraman ile
baş düşman çoğu zaman yakın dosttur.'
İşlerini bir
türlü tamamlamayan, her şeyi erteleyen, sorumluluk almaktan kaçınan insanlar
ile son zamanlarda o kadar çok karşılaşıyorum ki, ben de kendi baş düşmanımın ne
olduğunu fark ettim. İnsanların harekete geçmesini engelleyen o atalet var ya,
işte kendisi benim baş düşmanım oluyor!
Süper
kahraman hikayelerinde olduğu gibi hayatımı atalet ile savaşmaya adayacak
değilim elbette ama en azından yakın çevremde var olmasına izin vermemeye kararlıyım.
Kararsızlık
ileri adım atmamızı engeller. Bir şeyi ya yapmaya karar vermeli insan, ya da
yapmamaya. İki ucun arasında mekik dokurken geçen zamana ömür deniyor, ve o
zaman geri gelmiyor.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder